Mahfuzمحفوظ
Nâziât
1 / 46

Mekki sure · 46 ayet · Nuzul 81

سُورَةُ النازعات

NâziâtKoparanlar

Ruh çekenleri ve kıyametin dehşetini tasvir eder. Hz. Musa-Firavun kıssasına değinir.

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا

Yemin olsun derinlere dalarak şiddetle söküp çıkaranlara,

2
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا

Yumuşaklık ve kolaylıkla çekip alanlara,

3
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا

Yüzüp yüzüp gidenlere,

4
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا

Birbiriyle yarıştıkça yarışanlara,

5
فَٱلْمُدَبِ͏ّرَٰتِ أَمْرًا

Kendilerine verilen işleri en uygun yolla düzenleyip yapanlara ki siz yeniden mutlaka diriltileceksiniz!

6
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ

O gün bir sarsıntı dünyayı şiddetle sarsar her şeyi yıkar.

7
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ

Onu arkadan gelip insanları kabirlerinden kaldıran ikinci sarsıntı izler.

8
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ

İşte o gün yürekler korku ile titrer.

9
أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ

Zâlimlerin gözleri keder, utanç ve pişmanlıktan zilletle yere kayar.

10
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ

İnkârcılar diyorlar ki: “Biz öldükten sonra gerçekten ilk hâlimize mi döndürüleceğiz?”

11
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً

“Hem de çürüyüp, ufalanmış kemikler hâline geldikten sonra ha?”

12
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ

“O takdirde bu, bizim için pek ziyânlı bir dönüş olur” dediler.

13
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ

Halbuki o hiç de zor değil, bir tek haykırışa bakmaktadır.

14
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ

Bir anda uyanır, kendilerini mahşerde buluverirler.

15
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ

Sana Mûsâ’nın haberi geldi, değil mi?

16
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى

Hani Rabbi ona mukaddes Tuvâ vâdisinde şöyle seslenmişti:

17
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ

“Firavun’a git, zira o iyice azgınlaştı.”

18
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ

“Ona de ki: «Arınmaya gönlün var mı?»”

19
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِ͏ّكَ فَتَخْشَىٰ

“«İster misin, seni Rabbine giden yola ileteyim de O’nu tanıyıp saygıyla O’na teslim olasın!»”

20
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ

Bunun üzerine Mûsâ gitti, tebliğ etti ve ona en büyük mûcizesini gösterdi.

21
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ

Fakat Firavun onu yalanladı ve ilâhî dâvete karşı geldi.

22
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ

Sonra arkasını döndü, hakkı iptal için çalışmaya koyuldu.

23
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ

Hemen adamlarını ve ordusunu toplayıp bağırdı:

24
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ

“Sizin en yüce Rabbiniz benim!” dedi.

25
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ

Allah da onu hem âhiretin hem dünyanın dehşet verici azabıyla cezalandırdı.

26
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِ͏ّمَن يَخْشَىٰٓ

Şüphesiz bunda, Allah’ın azabından korkanlar için elbette büyük bir ibret vardır.

27
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا

Ey haşri inkâr edenler! Sizi yeniden yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? İşte bakın! Onu Allah nasıl da binâ etti.

28
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا

Tavanını yükseltti ve onu mükemmel bir sistem hâlinde nizama koydu.

29
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا

Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlık yaptı.

30
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ

Bundan sonra da yeri döşeyip yaydı.

31
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا

Ondan sularını ve otlaklarını çıkardı.

32
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا

Dağları sapasağlam yerleştirdi.

33
مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ

Bütün bunları Allah, sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için yaptı.

34
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ

Her şeyi bastıran o en büyük felâket geldiği zaman!

35
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ

İnsan neyin peşinden koştuğunu o gün anlar, fakat artık iş işten geçmiştir.

36
وَبُرِ͏ّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ

Görecek herkese, o kızgın alevli cehennem apaçık gösterilir.

37
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ

Artık kim hiçbir sınır tanımadan azgınlaşmış,

38
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

Dünya hayatını âhirete tercih etmişse,

39
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ

İşte o kızgın alevli cehennem, onun varacağı yerin tâ kendisidir!

40
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِ͏ّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ

Kim de birgün Rabbinin huzuruna çıkıp hesap vereceği korkusuyla yaşamış ve nefsini kötü arzulara uymaktan dizginlemişse,

41
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ

İşte cennet, onun varacağı yerin tâ kendisidir.

42
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا

Rasûlüm! Sana kıyâmeten soruyorlar: “Ne zaman gelip demir atacak?” diye.

43
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ

Ama sen nereden bilebilir, onun vaktini nasıl söyleyebilirsin ki?

44
إِلَىٰ رَبِ͏ّكَ مُنتَهَىٰهَآ

Onun hakkındaki nihâî bilgi sadece Rabbine aittir.

45
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا

Sen ise, kimin kalbi ondan korkup ürperiyorsa ancak onun için bir uyarıcısın.

46
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا

Onlar onu gördükleri gün sanırlar ki, dünyada sadece ya bir akşam vakti kalmışlar, ya da bir kuşluk vakti.

Mahfuz